Saat Farkı ve Biraz Soru İşareti
Birbirlerine ulaşamayan -mental olarak- insanların saat farkına uğradıklarına inanıyorum. Şöyle; ya birbirlerinin "çocukluklarına" denk geliyorlar, ya da artık kimseyi duyamayacak kadar "yaşlanmış" oluyorlar. Birisiyle eğlenebiliyor, gülebiliyor, her an boşlamaya meyilli olan sorumluluklarına sebep bulmuş olabiliyorlar veyahut hepten tükenmiş oluyorlar. Tükenmiş olmak. Sanıyorum tükenmiş olmanın yaşamışlıkla ilgisi yok. Ne diyoruz? Nicelik değil nitelik.
Kendim adına buna karar veremeyecek, hangisi içinde olduğumu bilemeyecek kadar hassas bir terazi ile değerlendiriyorum şahsımı. Böyle olunca da bana iyi gelecek saat diliminde de yanılgıya düşebiliyorum. Öncelik daima biziz, kendimizi ölçümleyemezsek, karşımızdakini doğru seçemeyiz.
Doğru seçim? Doğru seçim nasıl oluyor? Bize göre mi doğru yoksa karşımıza göre mi doğru? Bana göre doğru olmayıp karşımdakine göre doğru olursa ne olacak? Ya da tam tersi. Sorular soru doğurmaya meyilli. Neyse, konu da bu değildi zaten. Birisini sadece "doğru" olarak değerlendirdiğimiz için mi hayatımıza alıyoruz? Ama doğru olması onu sevmemize yetiyor mu? Sevdiğimiz için mi doğru geliyor? Peki ilk yanlışında sevgimize ne olacak? Çok mu karmaşık? Neden daha yalın değil? Ama düşününce böyle yalın, böyle düz, böyle paldır küldür sevmek? İnsan doğasına inanılmaz yatkın, belki içindeki adrenalinden ötürü de güzel ama kalıcı mı? Bence değil! Esasen, birisini doğru diye sevmek o insana yapılacak haksızlık olur. Sevdiğin için doğru geliyorsa da kendine haksızlık edersin. Yine konunun özünden sapıyorum. Kendimi kendi sorularımla köşeye sıkıştırmayalı ne kadar zaman oldu?
Kendi kendimi getirdiğim bu bakış açısı ile durup düşünerek hareket etmeye çalışıyorum. Kesinlikle "bu tamamen yanlış seçimdi" demeden kendimi kutlamak istiyorum. Etrafımdaki sayılı insanlara uzaktan tebessümle bakarken hep haklı bir kıvanç hissediyorum. Diyorum ki "evet, onları aynı mantık ile -durup düşünerek- sen seçtin, onlar da uygun buldular ve şimdi yanındalar." Neşeleriyle, hüzünleriyle, başarılarıyla, mutluluklarıyla, hatta yanlışlarıyla bile iyi ki varlar. Bana isteyerek-istemeyerek kattığınız her güzelliğe kalben minnettarım.
Sadece mutlu olduğumda ya da mutsuz olduğumda dinlenecekler listesi olarak ayırdığım şarkılarım var. His ile şarkıların bu paralelde olmasına dikkat ediyorum. Mutsuzken mutlu kontenjanındaki bir şarkı çalarsa, o lanet gider o neşeli şarkıya bulaşır korkusuyla hemen kapatıyorum. Bazı manasız hareketler işte. Kimseye Etmem Şikayet hangi hissin şarkısı o zaman çok bilmiş?
"O bana uymaz, ben ona yetemem" diyerek yalnızlık ektim, biliyorum. Ya mutlu olamamaktan ya da mutsuz etmekten korkuyorum. Bir şeylerin üzerine düşünmeden de hareket etmek istemiyorum. Koca dünyada öylesine küçücüğüz ki... Çekilmez olmaktan korkuyorum. Varlığımla birisinin hayatını yeşertmeyeceksem hiç girmemeyi tercih ediyorum. Kimsenin -ben de- hayatını kolayca inşa etmediğini bildiğimden o hikayeye güzellik katamamaktan çekiniyorum. İçimdeki yüzlerce rengi kullanamayıp resmimizi siyah beyaz çizerim diye endişeye kapılıyorum. Keşke senin hayatına güzellik katabilsem... Bir de kendimi biliyorum, biliyorum beni kırarsan koca koca üzülürüm ben.
Tüm bunları düşünmemeyi, bir his varsa peşinden gitmeyi isterdim ama demiştim ya "ben akışta kalmayı beceremiyorum". Yolda kendi kendine yürürken ayağına bir top gelir, dönüp bakarsın da biraz uzakta çocuklar pas atmanı beklerler, bildiniz o anı? Heh, keşke onun gibi bir anda, kendi kendimize yürürken mutluluk geliverse. Ve öyle gelse ki, göz ucuyla nereden geldiğine bile bakmasak.
Güneşin batışı hep hüzünlü geliyor bana, diyorum ki "bir gün daha azaldı". Beni yavaşlatır mısın? Saat farkını kapatalım biraz, bir de... rica etsem ellerimi tutar mısın?
Kendim adına buna karar veremeyecek, hangisi içinde olduğumu bilemeyecek kadar hassas bir terazi ile değerlendiriyorum şahsımı. Böyle olunca da bana iyi gelecek saat diliminde de yanılgıya düşebiliyorum. Öncelik daima biziz, kendimizi ölçümleyemezsek, karşımızdakini doğru seçemeyiz.
Doğru seçim? Doğru seçim nasıl oluyor? Bize göre mi doğru yoksa karşımıza göre mi doğru? Bana göre doğru olmayıp karşımdakine göre doğru olursa ne olacak? Ya da tam tersi. Sorular soru doğurmaya meyilli. Neyse, konu da bu değildi zaten. Birisini sadece "doğru" olarak değerlendirdiğimiz için mi hayatımıza alıyoruz? Ama doğru olması onu sevmemize yetiyor mu? Sevdiğimiz için mi doğru geliyor? Peki ilk yanlışında sevgimize ne olacak? Çok mu karmaşık? Neden daha yalın değil? Ama düşününce böyle yalın, böyle düz, böyle paldır küldür sevmek? İnsan doğasına inanılmaz yatkın, belki içindeki adrenalinden ötürü de güzel ama kalıcı mı? Bence değil! Esasen, birisini doğru diye sevmek o insana yapılacak haksızlık olur. Sevdiğin için doğru geliyorsa da kendine haksızlık edersin. Yine konunun özünden sapıyorum. Kendimi kendi sorularımla köşeye sıkıştırmayalı ne kadar zaman oldu?
Kendi kendimi getirdiğim bu bakış açısı ile durup düşünerek hareket etmeye çalışıyorum. Kesinlikle "bu tamamen yanlış seçimdi" demeden kendimi kutlamak istiyorum. Etrafımdaki sayılı insanlara uzaktan tebessümle bakarken hep haklı bir kıvanç hissediyorum. Diyorum ki "evet, onları aynı mantık ile -durup düşünerek- sen seçtin, onlar da uygun buldular ve şimdi yanındalar." Neşeleriyle, hüzünleriyle, başarılarıyla, mutluluklarıyla, hatta yanlışlarıyla bile iyi ki varlar. Bana isteyerek-istemeyerek kattığınız her güzelliğe kalben minnettarım.
Sadece mutlu olduğumda ya da mutsuz olduğumda dinlenecekler listesi olarak ayırdığım şarkılarım var. His ile şarkıların bu paralelde olmasına dikkat ediyorum. Mutsuzken mutlu kontenjanındaki bir şarkı çalarsa, o lanet gider o neşeli şarkıya bulaşır korkusuyla hemen kapatıyorum. Bazı manasız hareketler işte. Kimseye Etmem Şikayet hangi hissin şarkısı o zaman çok bilmiş?
"O bana uymaz, ben ona yetemem" diyerek yalnızlık ektim, biliyorum. Ya mutlu olamamaktan ya da mutsuz etmekten korkuyorum. Bir şeylerin üzerine düşünmeden de hareket etmek istemiyorum. Koca dünyada öylesine küçücüğüz ki... Çekilmez olmaktan korkuyorum. Varlığımla birisinin hayatını yeşertmeyeceksem hiç girmemeyi tercih ediyorum. Kimsenin -ben de- hayatını kolayca inşa etmediğini bildiğimden o hikayeye güzellik katamamaktan çekiniyorum. İçimdeki yüzlerce rengi kullanamayıp resmimizi siyah beyaz çizerim diye endişeye kapılıyorum. Keşke senin hayatına güzellik katabilsem... Bir de kendimi biliyorum, biliyorum beni kırarsan koca koca üzülürüm ben.
Tüm bunları düşünmemeyi, bir his varsa peşinden gitmeyi isterdim ama demiştim ya "ben akışta kalmayı beceremiyorum". Yolda kendi kendine yürürken ayağına bir top gelir, dönüp bakarsın da biraz uzakta çocuklar pas atmanı beklerler, bildiniz o anı? Heh, keşke onun gibi bir anda, kendi kendimize yürürken mutluluk geliverse. Ve öyle gelse ki, göz ucuyla nereden geldiğine bile bakmasak.
Güneşin batışı hep hüzünlü geliyor bana, diyorum ki "bir gün daha azaldı". Beni yavaşlatır mısın? Saat farkını kapatalım biraz, bir de... rica etsem ellerimi tutar mısın?
Yorumlar
Yorum Gönder